Deniz
New member
Evi Orta Hasarlı Olanlar Hak Sahibi Olabilir mi? Bir Apartmanın Önünde Başlayan Uzun Bir Hikâye
Geçenlerde bir depremzedenin, “Bizim bina yıkılmadı ama evimize de eskisi gibi giremiyoruz. Orta hasarlı denildi. Peki şimdi biz ne olacağız?” diye sorduğu bir tartışmaya denk geldim. Açıkçası bu soru bana sadece mevzuatla cevaplanabilecek bir soru gibi gelmedi. Çünkü “orta hasar” kelimesinin arkasında çoğu zaman yıllarca biriktirilmiş emek, aile hatıraları, komşuluk ilişkileri ve insanın “Ben şimdi nerede yaşayacağım?” kaygısı var.
Bu yüzden konuyu biraz farklı anlatalım.
Diyelim ki hikâyemizin geçtiği apartmanın adı Güneş Apartmanı olsun. Apartman, depremden sonra ayakta kalmıştı. Fakat mühendislerin yaptığı incelemenin ardından binaya “orta hasarlı” tespiti konulmuştu.
Apartmanın girişinde hâlâ eski posta kutuları duruyordu. Birinin üzerinde silinmeye yüz tutmuş bir isim, diğerinde yıllardır kullanılmayan bir şirket logosu vardı. Fakat artık kimse posta kutularına bakmıyordu.
Çünkü herkesin aklında aynı soru vardı:
“Şimdi ne olacak?”
Mehmet'in Masasında Açtığı Dosya
Apartmanın üçüncü katında yaşayan Mehmet, meseleyi çözmek için önce dosya hazırlamaya başladı.
Tapu fotokopisi.
Hasar tespit raporu.
Kimlik fotokopileri.
Eski belediye evrakları.
“Önce elimizde ne olduğunu bilelim,” diyordu.
Mehmet'in yaklaşımı biraz stratejikti. Ona göre belirsizliği azaltmanın yolu, resmi belgeleri tek tek kontrol etmekten geçiyordu. Hangi tarihte hangi başvuru yapılmış, hasar tespiti kesinleşmiş mi, hak sahipliği başvurusu için süre neymiş, borçlandırma nasıl olacak...
Bunların hepsini bir tabloya yazdı.
Eşi Derya ise aynı akşam apartmanın WhatsApp grubuna mesaj attı:
“Arkadaşlar, herkes kendi başına uğraşmasın. Özellikle yaşlı komşularımızın belgelerini birlikte kontrol edelim. Birinin anlamadığı bir şey varsa beraber bakalım.”
Burada ilginç olan şuydu: Mehmet ile Derya aynı problemi farklı yönlerden ele alıyordu.
Mehmet “Hangi belge eksik?” diye soruyordu.
Derya ise “Bu belgeyi alamayan komşumuz var mı?” diye düşünüyordu.
Biri süreci yapılandırıyor, diğeri insanların süreç içerisinde kaybolmamasını sağlamaya çalışıyordu.
Ve aslında afet sonrası dayanışmanın yalnızca teknik bilgiyle değil, insanlar arasındaki güvenle de ilgili olduğunu gösteren küçük ama önemli bir ayrıntıydı bu.
Orta Hasar Ne Demek, Hak Sahipliği Ne Demek?
Bir süre sonra apartmanın toplantısında konu dönüp dolaşıp aynı noktaya geldi.
“Orta hasarlıysak hak sahibi olabiliyor muyuz?”
Burada önemli bir ayrım ortaya çıktı.
Orta hasarlı olmak, tek başına otomatik olarak herkesin kesin şekilde hak sahibi olduğu anlamına gelmiyor. Ancak 7269 sayılı Kanun ve ilgili hak sahipliği mevzuatı kapsamında, şartları taşıyan orta hasarlı yapı sahipleri hak sahipliği kapsamına girebiliyor.
Nitekim AFAD'ın farklı afetler için yayımladığı resmi duyurularda, konutları orta hasarlı olarak tespit edilen mülk sahipleri için hak sahipliği işlemlerinin yürütüldüğü açıkça görülüyor. Örneğin İzmir depremi sonrasında yıkık, ağır ve orta hasarlı konut sahipleri için hak sahipliği başvuruları alınmıştı. İzmir AFAD
2025 yılında Çanakkale'de yayımlanan resmi AFAD ilanında da orta hasarlı konut, işyeri ve ahırları bulunan gerçek kişilerin, ilgili şartları taşımaları halinde hak sahibi olabilecekleri açıkça belirtilmişti. Çanakkale AFAD
Yani “Orta hasarlı olan kesinlikle hak sahibi olamaz” demek doğru değil.
Fakat bunun tersi olan “Orta hasarlı olan herkes kesin hak sahibidir” demek de doğru değil.
Çünkü hak sahipliği; yalnızca binanın hasar derecesine değil, mülkiyet durumuna, başvuru süresine, aynı nitelikte başka konut bulunup bulunmadığına ve ilgili afet için uygulanan mevzuata göre değerlendiriliyor.
İşte Güneş Apartmanı sakinlerinin de öğrenmesi gereken asıl mesele buydu.
Bir Kelimenin Arkasında Yıllar Vardı: “Hak Sahipliği”
Apartmanın en yaşlı sakinlerinden Nermin Hanım toplantıda sessizce dinliyordu.
Sonunda konuştu:
“Ben bu evde 34 yıldır oturuyorum. Çocuklarım burada büyüdü. Ama tapu eşimin üzerindeydi. Eşim vefat etti. Şimdi benim durumum ne olacak?”
O anda toplantının havası değişti.
Çünkü mevzuatın insan hayatındaki karşılığı bir anda görünür hâle gelmişti.
Afet hukukunda “hak sahibi” ifadesi yalnızca bir ev sahibi olmak anlamına gelmiyor. Mülkiyet, miras, eşlerin durumu, hasarlı yapının niteliği, başka konut bulunup bulunmadığı ve başvuru şartları gibi birçok unsur birlikte değerlendirilebiliyor.
Nitekim AFAD'ın hak sahipliği ilanlarında, bazı durumlarda miras ve müşterek mülkiyet ilişkilerinin de ayrıca değerlendirildiği görülüyor. Çanakkale AFAD
Bu yüzden Nermin Hanım'ın sorusuna komşularından birinin “Tapu eşinin üzerindeyse kesin olmaz” diye cevap vermesi yeterli değildi.
Dosyanın resmi makamlarca, somut belgeler üzerinden incelenmesi gerekiyordu.
Derya bunu özellikle vurguladı:
“Bir kişinin durumunu sadece komşunun bildiği bilgiyle değerlendirmeyelim. Her ailenin tapusu, mirası ve başvuru geçmişi farklı olabilir.”
Bence bu, afet sonrasında en önemli derslerden biriydi.
Tarih Bize Neyi Gösteriyor?
Türkiye'de deprem ve diğer doğal afetler sonrasında devletin konut yapımı, kredi, onarım ve hak sahipliği mekanizmaları uzun yıllardır farklı kanun ve uygulamalar üzerinden yürütülüyor.
7269 sayılı Kanun bu sistemin temel mevzuatlarından biri.
Buradaki temel fikir, afet nedeniyle konutu veya başka bir yapısı zarar gören kişilerin belirli şartlar altında devletin sunduğu yeniden yapım veya yardım mekanizmalarından yararlanabilmesi.
Fakat uygulama yıllar içerisinde değişebiliyor.
Geçenlerde bir depremzedenin, “Bizim bina yıkılmadı ama evimize de eskisi gibi giremiyoruz. Orta hasarlı denildi. Peki şimdi biz ne olacağız?” diye sorduğu bir tartışmaya denk geldim. Açıkçası bu soru bana sadece mevzuatla cevaplanabilecek bir soru gibi gelmedi. Çünkü “orta hasar” kelimesinin arkasında çoğu zaman yıllarca biriktirilmiş emek, aile hatıraları, komşuluk ilişkileri ve insanın “Ben şimdi nerede yaşayacağım?” kaygısı var.
Bu yüzden konuyu biraz farklı anlatalım.
Diyelim ki hikâyemizin geçtiği apartmanın adı Güneş Apartmanı olsun. Apartman, depremden sonra ayakta kalmıştı. Fakat mühendislerin yaptığı incelemenin ardından binaya “orta hasarlı” tespiti konulmuştu.
Apartmanın girişinde hâlâ eski posta kutuları duruyordu. Birinin üzerinde silinmeye yüz tutmuş bir isim, diğerinde yıllardır kullanılmayan bir şirket logosu vardı. Fakat artık kimse posta kutularına bakmıyordu.
Çünkü herkesin aklında aynı soru vardı:
“Şimdi ne olacak?”
Mehmet'in Masasında Açtığı Dosya
Apartmanın üçüncü katında yaşayan Mehmet, meseleyi çözmek için önce dosya hazırlamaya başladı.
Tapu fotokopisi.
Hasar tespit raporu.
Kimlik fotokopileri.
Eski belediye evrakları.
“Önce elimizde ne olduğunu bilelim,” diyordu.
Mehmet'in yaklaşımı biraz stratejikti. Ona göre belirsizliği azaltmanın yolu, resmi belgeleri tek tek kontrol etmekten geçiyordu. Hangi tarihte hangi başvuru yapılmış, hasar tespiti kesinleşmiş mi, hak sahipliği başvurusu için süre neymiş, borçlandırma nasıl olacak...
Bunların hepsini bir tabloya yazdı.
Eşi Derya ise aynı akşam apartmanın WhatsApp grubuna mesaj attı:
“Arkadaşlar, herkes kendi başına uğraşmasın. Özellikle yaşlı komşularımızın belgelerini birlikte kontrol edelim. Birinin anlamadığı bir şey varsa beraber bakalım.”
Burada ilginç olan şuydu: Mehmet ile Derya aynı problemi farklı yönlerden ele alıyordu.
Mehmet “Hangi belge eksik?” diye soruyordu.
Derya ise “Bu belgeyi alamayan komşumuz var mı?” diye düşünüyordu.
Biri süreci yapılandırıyor, diğeri insanların süreç içerisinde kaybolmamasını sağlamaya çalışıyordu.
Ve aslında afet sonrası dayanışmanın yalnızca teknik bilgiyle değil, insanlar arasındaki güvenle de ilgili olduğunu gösteren küçük ama önemli bir ayrıntıydı bu.
Orta Hasar Ne Demek, Hak Sahipliği Ne Demek?
Bir süre sonra apartmanın toplantısında konu dönüp dolaşıp aynı noktaya geldi.
“Orta hasarlıysak hak sahibi olabiliyor muyuz?”
Burada önemli bir ayrım ortaya çıktı.
Orta hasarlı olmak, tek başına otomatik olarak herkesin kesin şekilde hak sahibi olduğu anlamına gelmiyor. Ancak 7269 sayılı Kanun ve ilgili hak sahipliği mevzuatı kapsamında, şartları taşıyan orta hasarlı yapı sahipleri hak sahipliği kapsamına girebiliyor.
Nitekim AFAD'ın farklı afetler için yayımladığı resmi duyurularda, konutları orta hasarlı olarak tespit edilen mülk sahipleri için hak sahipliği işlemlerinin yürütüldüğü açıkça görülüyor. Örneğin İzmir depremi sonrasında yıkık, ağır ve orta hasarlı konut sahipleri için hak sahipliği başvuruları alınmıştı. İzmir AFAD
2025 yılında Çanakkale'de yayımlanan resmi AFAD ilanında da orta hasarlı konut, işyeri ve ahırları bulunan gerçek kişilerin, ilgili şartları taşımaları halinde hak sahibi olabilecekleri açıkça belirtilmişti. Çanakkale AFAD
Yani “Orta hasarlı olan kesinlikle hak sahibi olamaz” demek doğru değil.
Fakat bunun tersi olan “Orta hasarlı olan herkes kesin hak sahibidir” demek de doğru değil.
Çünkü hak sahipliği; yalnızca binanın hasar derecesine değil, mülkiyet durumuna, başvuru süresine, aynı nitelikte başka konut bulunup bulunmadığına ve ilgili afet için uygulanan mevzuata göre değerlendiriliyor.
İşte Güneş Apartmanı sakinlerinin de öğrenmesi gereken asıl mesele buydu.
Bir Kelimenin Arkasında Yıllar Vardı: “Hak Sahipliği”
Apartmanın en yaşlı sakinlerinden Nermin Hanım toplantıda sessizce dinliyordu.
Sonunda konuştu:
“Ben bu evde 34 yıldır oturuyorum. Çocuklarım burada büyüdü. Ama tapu eşimin üzerindeydi. Eşim vefat etti. Şimdi benim durumum ne olacak?”
O anda toplantının havası değişti.
Çünkü mevzuatın insan hayatındaki karşılığı bir anda görünür hâle gelmişti.
Afet hukukunda “hak sahibi” ifadesi yalnızca bir ev sahibi olmak anlamına gelmiyor. Mülkiyet, miras, eşlerin durumu, hasarlı yapının niteliği, başka konut bulunup bulunmadığı ve başvuru şartları gibi birçok unsur birlikte değerlendirilebiliyor.
Nitekim AFAD'ın hak sahipliği ilanlarında, bazı durumlarda miras ve müşterek mülkiyet ilişkilerinin de ayrıca değerlendirildiği görülüyor. Çanakkale AFAD
Bu yüzden Nermin Hanım'ın sorusuna komşularından birinin “Tapu eşinin üzerindeyse kesin olmaz” diye cevap vermesi yeterli değildi.
Dosyanın resmi makamlarca, somut belgeler üzerinden incelenmesi gerekiyordu.
Derya bunu özellikle vurguladı:
“Bir kişinin durumunu sadece komşunun bildiği bilgiyle değerlendirmeyelim. Her ailenin tapusu, mirası ve başvuru geçmişi farklı olabilir.”
Bence bu, afet sonrasında en önemli derslerden biriydi.
Tarih Bize Neyi Gösteriyor?
Türkiye'de deprem ve diğer doğal afetler sonrasında devletin konut yapımı, kredi, onarım ve hak sahipliği mekanizmaları uzun yıllardır farklı kanun ve uygulamalar üzerinden yürütülüyor.
7269 sayılı Kanun bu sistemin temel mevzuatlarından biri.
Buradaki temel fikir, afet nedeniyle konutu veya başka bir yapısı zarar gören kişilerin belirli şartlar altında devletin sunduğu yeniden yapım veya yardım mekanizmalarından yararlanabilmesi.
Fakat uygulama yıllar içerisinde değişebiliyor.